Konfor alanı; kişinin kendini güvende hissettiği, alışkanlıklarına bağlı kaldığı, riskten ve belirsizlikten uzak durduğu yaşam alanıdır.
Bu alan, zihinsel olarak “bildiğim yerdeyim” hissi verir. Ne olacağını büyük ölçüde tahmin edersin, sürprizlerle karşılaşmazsın ve kontrol duygusu yüksektir.
Konfor alanında olmak kötü değildir. Aksine, insanın dinlenmeye, toparlanmaya ve denge kurmaya ihtiyacı vardır. Ancak sorun, tüm hayatın bu alanın içinde geçmesiyle başlar.
Çünkü konfor alanı güvenlidir ama geliştirici değildir.
İnsan beyni, tekrar eden durumlara hızla alışır. Zorluk, yenilik ve belirsizlik ortadan kalktığında öğrenme de durur. Bu noktada kişi farkında olmadan aynı yerde saymaya başlar. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünür ama içeride ilerleme yoktur.


Konfor alanı genişletilmediğinde:
Potansiyel kullanılmaz
Cesaret zamanla körelir
Değişim korkusu artar
Hayat otomatik pilota bağlanır
Konfor alanını genişletmek ise kendini tehlikeye atmak değildir. Bu, kontrollü rahatsızlıklar yaşamayı kabul etmektir. Yeni bir şey denemek, alışık olunmayan bir ortamda bulunmak, hata yapma ihtimaline rağmen adım atmaktır.
İlginç olan şudur:
İlk başta stres yaratan şeyler, tekrarlandıkça yeni konfor alanının bir parçası haline gelir. Yani konfor alanı sabit değildir; genişleyebilir.Alan genişledikçe:
Özgüven artar
Esneklik gelişir
Problem çözme becerisi güçlenir
Kişi kendine daha fazla güvenir
Gerçek gelişim, konfor alanının hemen dışında başlar.
Ne çok güvenli ne de kontrolsüz risklidir.
Sadece bir adım ötesidir.Ve o adımı atan herkes, geriye dönüp baktığında aynı şeyi fark eder:
Asıl sınır, şartlar değil; alışkanlıklar ve korkulardır.

